“Dokunmak
yassah!” diye ünledi biri. Tedirgin çektim elimi göz kenarının
kırışıklarından, dudağının bükümünden, saçlarının kulaklarını
gıdıklamaya başladığı yerden. Rahatsız ettiysem özür dilerim Sappho; ama
zaten 40 yılda bir görüşüyoruz, dokunmadan edemedim şair yanlarına.
Parmak uçlarımda sorular ve şefkat var, aktı mı şakaklarına?
Şefkati al, cevapları şiirlerine sakla. Şimdilik ayrılıyorum yanından, yine geleceğim. Beni dizelerinle uğurlamak yaraşır sana.
Azra Erhat senin için "menekşe saçlı" demiş; belki sevdiğinden esinlendi ve seni şöyle çevirdi:
gerçekten ölmek istedim

ağlayarak bırakıp gitti diye.
Ah Safo, dedi giderken,
nedir başımıza gelen?
İstemeden bırakıyorum seni.
Dedim ki, git güle güle,
git ama unutma beni,
biliyorsun sana bağlılığımı.
İstersen anımsatayım
sana unuttuysan eğer
ne hoş ve ne güzel şeyler yaşadık;
menekşelerden güllerden
safrandan anasonlardan
taçlar takardın başına yanımda,
ve bir sürü örgüler
örüp güzel çiçeklerden
geçirirdin o incecik boynuna,
misk kokularını bol bol
beylere özgü iksiri
sürerdin o güzelim saçlarına,
yatıp yumuşak döşeğe
yanıbaşında genç kızlar
yatıştırırdın hemen özlemini,
ne bir düğün ne bir şölen
ne de kıyıda bir oyun
yoktu ki bizim bulunmadığımız.
(Sappho,
Şiirler - çev. Azra Erhat, Cengiz Bektaş) Fotoğraftaki heybetine
bakınca göz göze gelmesi zor, zira büyük bir kadın; ama şöyle boynunuzu
uzatıp hal hatır sormak isterseniz kendisi İstanbul Arkeoloji Müzesi'ni
mesken tutuyor ve oturduğu yerden şiir yayıyor.)